Konu Dışı Mesajlar, Sohbet, Muhabbet

ALPEREN58

•°•°• Mehmet •°•°•
Konum
Bursa
Araç Markası
1999 Mazda 323F Astina
Araç Renk ve Tip
Kahverengi-Şampanya
Konum
Yalova-Armutlu
Araç Markası
2009 Mazda 3 Touring
Araç Renk ve Tip
Sedan - Gri Şimşek
Haberleri zaplarken denk geldim, bilişselliğin azaladurduğu, hayvaniliğin primlenmekte olduğu günümüz için bir kenarda dursun istedim.

"Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Aysel Savran, yarışma programlarının amansız gösteriye dönüştüğünü söyledi. Yarışma sözcüğünün kendi içinde naif bir anlam ifade etmesine rağmen son dönemde bu anlamın yıkıcı bir sözcük gibi algılandığına dikkat çeken Savran, "Yarışma sözcüğü kendi içinde naif bir anlam ifade eden, aynı zamanda da son derece yıkıcılık içeren sözcük gibidir. Naiftir çünkü çocukluk dönemimiz oyunlarında hep birinci olmak isteriz. Çocuksu düşlerde birinci olmak çok değerlidir. Özgüvenimiz artar, kendimizi değerli ve önemli hissederiz. Yıllar geçip eğer sağlıklı bir gelişim sürecinden geçersek nezaketle yarışmayı öğreniriz. Yani başarıyı vakur şekilde karşılamak, bir sonraki adımlarımız için önceki başarımızı referans almak gibi. Sosyal medya, ondan önce de televizyonlar bu denli yaygın değilken hele de benim gibi çocukluk ve gençlik döneminiz tek kanallı televizyonlar dönemine denk gelmişse muhtemelen nazik sunucuların genelde bilgi içeren yarışmalarını büyük bir zevk ve kendinizi sınama isteği ile seyretmişsinizdir. Ancak iletişim dünyasının çok hızlı gelişimi ile yaygınlaşan TV kanalları insanların en temel güdülerinden yarışma, başarılı olma ve kendini değerli hissetme özelliğini keşfettiğinden beri yarışmalar amansız bir gösteriye dönüştü" diye konuştu.

"Yarışma programları ruh sağlığını olumsuz etkiliyor"

OFM Antalya Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Aysel Savran, TV kanallarındaki yarışma programlarının son dönemde tamiri mümkün olmayan yıkımları beraberinde getirdiğine dikkat çekerek, "Aslında kaçınılmaz olan bu keşfe bir de denetimsizlik eklenince ortaya tamiri mümkün olmayan yıkımları da beraberinde getirdi diye düşünüyorum. Bilgi yada 'evet -hayır' oyunu gibi dikkat içeren yarışlar birdenbire bilgisizlik, saldırganlık, benmerkezcilik içeren bir hale dönüştü. Ailece en çok izlenen saatlere yarışma adı altında izlenceler yerleşti. Sanki cahilliğin kutsandığı bir döneme girildi, amaç artık bilmekten çıktı, bildiğini ifade etmekten yada fiziki-entellektüel başarıyı ortaya koymaktan çıkıp bambaşka alanlara kaydı. Aslında bu yarışmaları geliştirenler insanların en ilkel içgüdülerine hitap ediyordu; en önemli olan benim. Genellikle yurt dışından alınan bu yarışmalar zamanla izleyenler arasında bir yarışa ve tutkuya dönüştü. Yarışmacılar arenaya atılmış bir gladyatör gibi izleyenlerde engelleyemedikleri bir tutkuya dönüştü. Artık herkes bir yarışmacı olmuştu, çeşitli sebeplerle bu yarışlara katılamayanlar kendilerini en iyi ifade eden yarışmacıyla bütünleşmeye ve yarışmaya başlamışlardı. Nezaket bir tarafa bırakılmış, kazanmak en önemli hedef haline gelmişti. Bir eve bırakılmış insanlar zamanla bir adaya bırakıldı, insanlığın en ilkel duygularının su yüzüne çıkması sağlandı. Yarışmacılar acımasızca, hatta bazen fiziksel olarak birbirlerini hırpalarken sıcak evlerde çayını yudumlarken onlarla kendini özdeşleştiren insanlar heyecanla onları izledi ve halen izlemeye devam ediyor" dedi.

"Aileler dikkat iş çığırından çıktı"

Yarışma programlarındaki kazanma, izlenme oranı kaygısının, hem izleyen hem de yarışmacılarda birçok ruhsal sorunu beraberinde getirdiğini söyleyen Uz. Dr. Savran, ailelere de uyarılarda bulundu. Uz. Dr. Aysel Savean, "TV dünyası bir gösteri idi ama zamanla gösteri ve gerçek birbirine karışmaya başladı ve hemen her gece televizyonlardan kontrollü verilen bir uyuşturucu gibi toplumun en azından kayda değer bir kısmını etkisi altına aldı. Son derece sistematik bir şekilde bazı kişilik özelliklerine sahip insanlar bir araya getirilerek toplumun yapay bir kesiti oluşturuldu. İzlenme oranları hırsı ve parayla birlikte işler iyice çığırından çıktı ve bir yarışmacının zavallı bir hayvanı öldürmesine kadar vardı. Yarışmak gelişim için önemli ve gerekli olgudur, yarış olmasa insanlık bugün olduğu noktaya gelemezdi. Bu noktada özellikle anne babaların bu konuya özen göstermeleri gerektiğini düşünüyorum. Zira yanlış özdeşimler zaman içinde tamiri olası olmayan çocukluk travmalarına yol açma olasılığına sahiptir. Sağlıklı gelişim yarış, yarış ise sağduyu ve nezaket içerir" ifadelerini kullandı."
 

Güven

Katılımcı
Konum
İstanbul
Araç Markası
2012 - Mazda 3 A/T
Araç Renk ve Tip
Lacivert - Sedan
3 tanesi hakkında bilgim yok ama 2. madde ile biraz kötü niyetli ve yönlendirmeli olmuş.
1933 yılının başında Trükiye'de henüz bir üniversite yoktu. En üniversiteye yakın kurum Ankara'da ki siyasal bilimler enstitüsü idi.
Ve maalesef böyle bir yüksek öğrenim kalkınmasını yapacak yerli insan kaynağıda yoktu.
Birinci Dünya Savaşı sonunda Avrupa'da artan yüksek milliyetçillik akımı hatta bir çok ülkedeki faşist yaklaşımdan bir çok bilim adamı ya yer değiştiriyor ya kaçıyor yada mutsuzdu.
Tabiki bundan en çok etkilenenler yahudi olanlardı.
Yahudi olan ve olmayan bir çok bilim adamına teklif yapıldı.
Hatta en ünlüsü Albert Einstein dı ve birçok tarihi yayında yer alır, ama kendisi kabul etmedi ve ateistti.
Yani dini ve milliyetçi bir yaklaşım olmadan bilimsel bir yaklaşımla davet edilen bilim adamlarından Avrupa'nın siyasi yapısı nedeni ile daha çok yahudi bilim adamı geldi.
Bir çok tarihsel kaynakta çoğunluğun yahudi olmasının sebebi Osmanlı'dan gelen Yahudi-Türk dostluğunun Yahudi bilim adamları etkilediğini söylenir ama bilimsel olarak bunu iddaa etmek çok zor.
 

Domestos

JaDeD
Yönetici
Global Moderatör
Ekli dosyayı görüntüle 41731

Sizce doğruluk payı nedir????
Bilmediğim den soruyorum. Yanlış anlaşılmasın
Bu tür tarihsel konuları, o dönemin şartlarında değerlendirmek gerekir... Günümüzde bile on dakikada yüz kere politika ve ağız değiştiren insanlar/yetkililer olduğuna göre, o dönemde kim kiminle ne durumdaydı irdelemek gerekir...

* * *

Ülkenin ne şartlarda bulunduğunu bilmeden, bu günden keyfe keder atıp tutmak yakışık almaz... Dünyaya yön veren kimler var, kimlerin ipleri kimlerin elinde iyi bilmek gerekir ki, yorumlamalar gerçeği yansıtabilsin...
 

aurora

(Can)
Konum
İzmir
Araç Markası
Tabanway
Ekli dosyayı görüntüle 41731

Sizce doğruluk payı nedir????
Bilmediğim den soruyorum. Yanlış anlaşılmasın
Bu paylaşım direkt olarak kafa bulandırmak için art-niyetli olarak yapılmış ve belli ki sosyal medyada yahudi düşmanlığından nemalanıp paylaşılsın diye oluşturulmuş. Çok şeyapma yani. :)

Sırf öğrenmek için sorduğundan dolayı dilimin döndüğünce ufaktan anlatayım.

1 - Öncelikle İsrail ordusu dediği bildiğimiz İsrail'in ordusu değil. O zaman zaten İsrail diye bir şey yok. İsrail, Çanakkale savaşından 30 yıl sonra kuruldu. Yani 2 tane Dünya savaşı geçti aradan. Dolayısıyla şu anda bildiğimiz İsrail'le alakalı bir oluşum değil. Fakat Yahudi ordusu denebilir fakat sayıları ordu olmaya da yetmez. Murat Bardakçı sağ olsun belgelerle epey anlatmış. Direkt olarak alıntı yapıyorum. Şöyle diyor Murat Bardakçı;

“Biz Yahudiler ile ilk defa geçen hafta değil, bundan 95 sene önce karşı karşıya gelmiş, hatta savaşmıştık! Hem de nerede? Çanakkale Cephesi’nde...

Mehmetçik kan ve ateş içerisinde vatanını savunurken, karşısındaki müttefik güçler arasında tuhaf bir birlik de vardı: Siyon Katır Bölüğü!

Bölüklerin kuruculuğunu Joseph Trumpeldor ve Ze’ev Jabotinsky adında iki Rus Yahudi’si yaptı. Filistin’e gitmiş, Cemal Paşa tarafından kovulunca Mısır’a geçmişler ve hızlı birer Siyonist olmuşlardı. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine İngilizler’e, bir Yahudi askerî birliği teşkil edip, birliğin Türkler’e karşı savaşmasını teklif ettiler. Teklifleri önce geri çevrildi, sonra kabul edildi. 1915 Mart’ında kurulan ve Yarbay John Patterson’un kumandasına verilen birlik, 17 Nisan’da gemilerle Çanakkale’ye gönderildi.

İngilizler, Siyon Katır Bölüğü’nü 1916 Mayıs’ının sonunda Çanakkale’den Filistin’e gönderip General Allenby’nin emrine verdiler. Birliğin adı “Yahudi Lejyonu” oldu, dünyanın dört bir tarafından Yahudi gönüllüler topladı ve Allenby’nin yine bize karşı başlattığı harekâta katıldılar.

Çanakkale’deki Yahudi Katır Bölüğü, talihin garip bir cilvesiydi. Yahudiler, Roma ordularının Milâttan Sonra 70’te Kudüs’ü yerle bir etmeleri üzerine, bir orduya sahip olamamışlardı. Çanakkale’ye gönderilen birlik, askerlerinin sayısının az olmasına rağmen, aradan geçen yaklaşık 2 bin sene boyunca kurulan ilk Yahudi ordusu idi ve Yahudiler, 2 bin sene aradan sonra ilk savaşlarını bize karşı yapıyorlardı.”

Görüldüğü gibi İsrail ordusu Çanakkale'de kurulmadı. O dönemde milliyetçi akımlarda toplumsal ayrılıklar kolaylıkla fitillenebiliyordu. Kürt devleti teee o zamanlar İngiltere tarafından dillendiriyordu zaten. Küçük bir anektod, Lozan'da sonuca bağlanamayan Musul-Kerkük meselesi daha sonra görüşülmek üzere ötelenmişti. Hatta tekrar gündeme geldiği yıllarda Türkiye o zaman ki BM'ye ilgili yasal belgeleri vs iletirken ne hikmettir ki Doğu'da Şeyh Sait isyanı çıktı. Rastlantıya bak. Tabi ki isyanın arkasında İngiltere var. Sırf bu isyan nedeniyle Musul-Kerkük'ü yeterince savunamadık. Sonuçta vazgeçtik. İngilizler kazandı. Bu İngilizler'in o dönem ki rolü, şimdi ki ABD gibi. Böl-Parçal-Yut. Bkz: Afganistan, Irak, Suriye. E yahudiler de zaten devlete hasret. Bahaneyle askeri birlik kuruluyor ama kendileri tarafından değil. Dolayısıyla Çanakkale'de kurulmayan yahudi birliğinin kurucusu bizim topraklarda da değil.

2 - Bu konuyu tartışmak için dönemin eğitim sistemini ve olanaklarını iyi analiz etmek gerekir. Ama tüm bunlardan önce şu konu çok ilgili çekici. M.Kemal Atatürk, henüz Kurtuluş Savaşı sırasında bile Avrupa'ya öğrenci gönderilmesine ön ayak oluyordu. (Bkz: İlerigörüşlülük) E bizim Anadolu Türk'ü zaten geri kalmış. Okuma-yazma desen hak getire. Diğer tarafta ise üniversitesi olan, bilim ve teknolojik gelişmeleri yönlendiren bir Avrupa-Amerika var. Dolayısıyla bizden ileri olan Avrupa toplumunun bilim ve kültürünü almak gayet normal. Neden yahudiler? 2. Dünya savaşının hemen öncesinde eziyet çeken, bulunduğu topraklarda güvenle yaşayamayan ve geleceğini tehlikede gören, aynı zamanda akademik açıdan da gelişmiş bir topluluğu neden ülkemize almayalım? Tabi ki bu yüzden ülkemize davet edildiler, şu andaki üniversitelerin birçok bölüm ve kürsüsü onlar tarafından kuruldu. Sayelerinde üniversite eğitimi başladı diyebiliriz. Keşke sonrasında iyi olanaklarla kalmaya devam etselerdi.

3 - 200 bin yahudi derken ne kastediliyor emin değilim ama Behiç Erkin'in 2. Dünya Savaşı döneminde Fransa büyükelçisi iken binlerce yahudiyi nazilerden kurtardığı bir gerçek var. Onların bir kısmı Türkiye'ye gelip Türk ismi almışlardır. Sanırım onu kastediyor. Eğer bahsettiği buysa, adam insanları soykırımdan kurtarıyor daha ne yapsın. Ayrıntılar için Vikipedi'ye bakabilirsin.

4 - İstanbul ve İzmir'in en güzel yerleri neredeyse Osmanlı tarihi boyunca hep gayrimüslimlerin oldu. Yazık Türkler gerçekten ya tarımla ilgilendi ya da orduya koştu. Hal böyleyken ve Türkler sadece tarımla ilgilenen bir toplulukken ne yapsın en güzel yerleri. Şurada 30-40 yıl öncesine kadar deniz kenarındaki arsalar kadınlara miras bırakılırdı sırf toprağı verimsiz diye. O zaman ki şartları düşünsene. Türklerin derdi tarım arazisi. Adamın kordonda keyif yapmaya değil ekinini ekeceği araziye ihtiyacı var. Dolasıyla bu öne sürülen soru günümüz koşulları düşünülerek ortaya atılmış. O zamanki ihtiyaçlar ve bakış açısı bu değil.
 

mustafayk

Aktif
Konum
Bolu Merkez
Araç Markası
Nissan maxima 2.0
Araç Renk ve Tip
Gri-bronz
Bu tür tarihsel konuları, o dönemin şartlarında değerlendirmek gerekir... Günümüzde bile on dakikada yüz kere politika ve ağız değiştiren insanlar/yetkililer olduğuna göre, o dönemde kim kiminle ne durumdaydı irdelemek gerekir...

* * *

Ülkenin ne şartlarda bulunduğunu bilmeden, bu günden keyfe keder atıp tutmak yakışık almaz... Dünyaya yön veren kimler var, kimlerin ipleri kimlerin elinde iyi bilmek gerekir ki, yorumlamalar gerçeği yansıtabilsin...
Anladım abi.her okuduğuna inanmamak gerek.
Bazı şeylerin güvenilir kaynakları olması lazım.

Bu paylaşım direkt olarak kafa bulandırmak için art-niyetli olarak yapılmış ve belli ki sosyal medyada yahudi düşmanlığından nemalanıp paylaşılsın diye oluşturulmuş. Çok şeyapma yani. :)

Sırf öğrenmek için sorduğundan dolayı dilimin döndüğünce ufaktan anlatayım.

1 - Öncelikle İsrail ordusu dediği bildiğimiz İsrail'in ordusu değil. O zaman zaten İsrail diye bir şey yok. İsrail, Çanakkale savaşından 30 yıl sonra kuruldu. Yani 2 tane Dünya savaşı geçti aradan. Dolayısıyla şu anda bildiğimiz İsrail'le alakalı bir oluşum değil. Fakat Yahudi ordusu denebilir fakat sayıları ordu olmaya da yetmez. Murat Bardakçı sağ olsun belgelerle epey anlatmış. Direkt olarak alıntı yapıyorum. Şöyle diyor Murat Bardakçı;

“Biz Yahudiler ile ilk defa geçen hafta değil, bundan 95 sene önce karşı karşıya gelmiş, hatta savaşmıştık! Hem de nerede? Çanakkale Cephesi’nde...

Mehmetçik kan ve ateş içerisinde vatanını savunurken, karşısındaki müttefik güçler arasında tuhaf bir birlik de vardı: Siyon Katır Bölüğü!

Bölüklerin kuruculuğunu Joseph Trumpeldor ve Ze’ev Jabotinsky adında iki Rus Yahudi’si yaptı. Filistin’e gitmiş, Cemal Paşa tarafından kovulunca Mısır’a geçmişler ve hızlı birer Siyonist olmuşlardı. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine İngilizler’e, bir Yahudi askerî birliği teşkil edip, birliğin Türkler’e karşı savaşmasını teklif ettiler. Teklifleri önce geri çevrildi, sonra kabul edildi. 1915 Mart’ında kurulan ve Yarbay John Patterson’un kumandasına verilen birlik, 17 Nisan’da gemilerle Çanakkale’ye gönderildi.

İngilizler, Siyon Katır Bölüğü’nü 1916 Mayıs’ının sonunda Çanakkale’den Filistin’e gönderip General Allenby’nin emrine verdiler. Birliğin adı “Yahudi Lejyonu” oldu, dünyanın dört bir tarafından Yahudi gönüllüler topladı ve Allenby’nin yine bize karşı başlattığı harekâta katıldılar.

Çanakkale’deki Yahudi Katır Bölüğü, talihin garip bir cilvesiydi. Yahudiler, Roma ordularının Milâttan Sonra 70’te Kudüs’ü yerle bir etmeleri üzerine, bir orduya sahip olamamışlardı. Çanakkale’ye gönderilen birlik, askerlerinin sayısının az olmasına rağmen, aradan geçen yaklaşık 2 bin sene boyunca kurulan ilk Yahudi ordusu idi ve Yahudiler, 2 bin sene aradan sonra ilk savaşlarını bize karşı yapıyorlardı.”

Görüldüğü gibi İsrail ordusu Çanakkale'de kurulmadı. O dönemde milliyetçi akımlarda toplumsal ayrılıklar kolaylıkla fitillenebiliyordu. Kürt devleti teee o zamanlar İngiltere tarafından dillendiriyordu zaten. Küçük bir anektod, Lozan'da sonuca bağlanamayan Musul-Kerkük meselesi daha sonra görüşülmek üzere ötelenmişti. Hatta tekrar gündeme geldiği yıllarda Türkiye o zaman ki BM'ye ilgili yasal belgeleri vs iletirken ne hikmettir ki Doğu'da Şeyh Sait isyanı çıktı. Rastlantıya bak. Tabi ki isyanın arkasında İngiltere var. Sırf bu isyan nedeniyle Musul-Kerkük'ü yeterince savunamadık. Sonuçta vazgeçtik. İngilizler kazandı. Bu İngilizler'in o dönem ki rolü, şimdi ki ABD gibi. Böl-Parçal-Yut. Bkz: Afganistan, Irak, Suriye. E yahudiler de zaten devlete hasret. Bahaneyle askeri birlik kuruluyor ama kendileri tarafından değil. Dolayısıyla Çanakkale'de kurulmayan yahudi birliğinin kurucusu bizim topraklarda da değil.

2 - Bu konuyu tartışmak için dönemin eğitim sistemini ve olanaklarını iyi analiz etmek gerekir. Ama tüm bunlardan önce şu konu çok ilgili çekici. M.Kemal Atatürk, henüz Kurtuluş Savaşı sırasında bile Avrupa'ya öğrenci gönderilmesine ön ayak oluyordu. (Bkz: İlerigörüşlülük) E bizim Anadolu Türk'ü zaten geri kalmış. Okuma-yazma desen hak getire. Diğer tarafta ise üniversitesi olan, bilim ve teknolojik gelişmeleri yönlendiren bir Avrupa-Amerika var. Dolayısıyla bizden ileri olan Avrupa toplumunun bilim ve kültürünü almak gayet normal. Neden yahudiler? 2. Dünya savaşının hemen öncesinde eziyet çeken, bulunduğu topraklarda güvenle yaşayamayan ve geleceğini tehlikede gören, aynı zamanda akademik açıdan da gelişmiş bir topluluğu neden ülkemize almayalım? Tabi ki bu yüzden ülkemize davet edildiler, şu andaki üniversitelerin birçok bölüm ve kürsüsü onlar tarafından kuruldu. Sayelerinde üniversite eğitimi başladı diyebiliriz. Keşke sonrasında iyi olanaklarla kalmaya devam etselerdi.

3 - 200 bin yahudi derken ne kastediliyor emin değilim ama Behiç Erkin'in 2. Dünya Savaşı döneminde Fransa büyükelçisi iken binlerce yahudiyi nazilerden kurtardığı bir gerçek var. Onların bir kısmı Türkiye'ye gelip Türk ismi almışlardır. Sanırım onu kastediyor. Eğer bahsettiği buysa, adam insanları soykırımdan kurtarıyor daha ne yapsın. Ayrıntılar için Vikipedi'ye bakabilirsin.

4 - İstanbul ve İzmir'in en güzel yerleri neredeyse Osmanlı tarihi boyunca hep gayrimüslimlerin oldu. Yazık Türkler gerçekten ya tarımla ilgilendi ya da orduya koştu. Hal böyleyken ve Türkler sadece tarımla ilgilenen bir toplulukken ne yapsın en güzel yerleri. Şurada 30-40 yıl öncesine kadar deniz kenarındaki arsalar kadınlara miras bırakılırdı sırf toprağı verimsiz diye. O zaman ki şartları düşünsene. Türklerin derdi tarım arazisi. Adamın kordonda keyif yapmaya değil ekinini ekeceği araziye ihtiyacı var. Dolasıyla bu öne sürülen soru günümüz koşulları düşünülerek ortaya atılmış. O zamanki ihtiyaçlar ve bakış açısı bu değil.
Bu kadar yazıyı yazman bile çok anlamlı abi teşekkür ederim.geçmişimizi tam anlamıyla bilmiyoruz.
Okumadığımız için bilgi eksiğimiz çok. Kendi adıma konuşuyorum tabi.
İnşallah ülkemiz çok güzel günler yaşarki.daha önce ödenen bedellerin bir anlamı olsun.
 

ALPEREN58

•°•°• Mehmet •°•°•
Konum
Bursa
Araç Markası
1999 Mazda 323F Astina
Araç Renk ve Tip
Kahverengi-Şampanya
Yahudilikle ve siyonizmle (siyonist olmayan Yahudiler de var çünkü) ilgili şaşırtıcı bilgileri bulabileceğiniz bir kaynak. Şiddetle tavsiye ediyorum. Alanında orta siklet bir kitaptır lakin okuttuğum arkadaşlardan kendini taşla ezmeye kalkanlar olmuştur.
41744
 
Üst Alt